Anasayfa •  Haberler •  Ziyaretçi Defteri •  Forum •  Bize Yazın •  Haber Gönder •  Duyurular •  İletişim Rehberi •  Email •  Anasayfam Yap •   
Kullanıcı Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre
Şifrem
Yeni Kayıt
Haftanın fıkrası,
Köyümüzün Web Sitesini Gökhan GÖKTAŞ Yönetecek
Serince Nostalji - Eski Mezunlarımız
Serince Nostalji - Eski Mezunlarımız
Kurban Bayramı Video ve Resimler
Halil yine birinci...Tebrikler
Haftanın fıkrası
mesaj
ÖNDERİN 50. YIL KUTLAMALARINDA BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ
Serince Nostalji





 
Anasayfa / Haberler / Serinceden Haberler / 

Bu Ülke

               BU ÜLKE


 


Bu ülkede;


 


              Okumak yasak, yazmak yasak, sorgulamak yasak, düşünmek yasak, soruşturmak ve araştırmak da yasak…


              Araştırırsan teslim olmuyorsun demektir, okursan yanlışlara kapı aralıyorsun demektir, eğer sorarsan da helak olursun! Farklı bir yerden bakarsan yabancılaşırsın, başkalaşırsın ve inan bu yüzden en kötü sensin.


 


              Bu ülkede; koyun olacaksın, sürü olacaksın. Sana ne derlerse –eyvallah diyeceksin. Ezber bozmayacaksın. İşte o zaman en âlim, en mükemmel sensin. Bu durum aynen şuna benzemektedir;


 


          —Bak olum bu el. Bir şeyleri tutmaya yarar, dokunmaya yarar. Ama tutmayacaksın, dokunmayacaksın. Bu gözdür. Eşyaları, canlıları görmeye yarar ama asla bakmayacaksın ve görmeyeceksin. Bu kulak. Sesleri duymaya yarar. Ama asla duymayacaksın, sağır olacaksın.


İşte bu da akıl… Sana verilen en yüce nimet. Bu akıl, düşünmeye, anlamaya, kavramaya, karar vermeye yarar. Ama asla aklını kullanmayacaksın ki en akıllı sen olasın… Bakarsan en körü sensin, duyarsan en sağırı sensin, düşünürsen en akılsızı sensin oğlum, sakın he sakın!


 


           Yıllardır bu topraklarda sürüp gitmekte bu görüş… Birileri düşünse, birileri yazmaya başlasa hemen bu karanlık görüş bitiverir dibinde. Dur bakalım! Sen ne yapıyorsun! Sen kimsin ki yazıyorsun! Sen bizim kutsallarımızı nasıl sorgularsın! Sen imam-ı azam mısın? Sen imam- Şafi misin? Sen otorite misin? Sen profesör müsün? Diploman var mı? Etiketin ne senin? Gibi sorular her zaman onların karşısına çıkmaktadır.


 


            Bizim cumhuriyetimiz kutsal, tarihimiz kutsal, yöneticilerimiz kutsal, vatanımız kutsal, din adamlarımız kutsal, askerimiz kutsal, her şeyimiz kutsal bizim. Bu konularda düşünme, yazma öbürkülerde serbestsin. Eeee ne de olsa "demokratik" ülkede yaşamaktayız değil mi?


 


           Peki, geriye ne kaldı ki zaten? Bu konularda düşünmeyeceksem demek ki gerek yokmuş aklın bana verilmesine. Birileri benim için yazsın, benim için kararlar versin, benim için hayat nizamı kursun, benim için konuşsun, ben de; düşünmesi gereken bir aklı onlara satayım, fehmetmesi gereken bir kalbi onlara vereyim, konuşması gereken ağzı susturayım ve yazması gereken kalemi ucu bitmiş deyip çöpe fırlatayım…  Ya sonra?        


 


          Sonrası belli. Onlar ne derse evet demekten başka bir şık yoktur önümde.  Hayır diyenler? Diye bir soruyla karşılaşmadım ne zamandır. Ne zaman konuşsan susturulursun, kendi görüşlerini açıklasan ceza yersin, özgürlüklerini istesen sistemin düşmanı ilan edilirsin, amaaaaaan! Başa bela mı alacaksın sus işte.


            Zamanında konuşanlara ne yaptıklarını görmedin mi? Yakıldılar, taşlandılar, yurtlarından kovuldular, dışlandılar, idam edildiler… Sokrat gibi, Bruno gibi, Galileo gibi, ilginç ama ismi bugün tüm taassupçuların ağzında dolaşan ve "düşüncesini özgürce ifade edebilmek için" ölmeyi tercih eden İmam-ı Azam gibi…


            Ama bunun tersini de tarih bize gösteriyor. Diyor ki; düşünceyi engelleyenler de bir bir yok olup gitmiştir. Nemrutlar, firavunlar, Kisralar, Katolik deccalları, Belamlar, Ebreheler ve o zihniyetin tüm mensupları. Mevdudi; "onlar buzdan evler gibidir. Doğru düşünceden güneş ışığından kaçar gibi kaçarlar" tespitinde meğer ne kadar da haklıymış…    


 


          O yüzden derler ya 'söz gümüşse sukut altındır.' Gerçekten de sukut altındır. Sus ki; birilerinin zulmünü engelleme, sus ki; dönen entrikaları deşifre etme, sus ki; hortumcuların suyunu kesme, sus ki; dünya'nın yuvarlak olduğunu kimse bilmesin, sus ki; taşlanma, yakılma, katledilme, sus ki; yaratılış gayeni öğrenme. Ot gel saman git. Şairin ifade ettiği gibi; "sanma ki dünya'ya her gelen 'insan' gelir 'insan' gider. Cahil ve nadan olan hayvan gelir hayvan gider. Aklı olan, arıdan hisse kapar, devşirir bin bir çiçekten halleder macun yapar." Sus ki; entrikacılar sahte düzenlerini devam ettirsinler.


 


          Orta çağda bunun ilkel yöntemi ses tellerini kesmekti, ancak şimdi daha kolay yolu var hem de modern şekliyle. Düşünmek yasak! Düşünmeyen insan(eğer insan sayılırsa) konuşursa birilerinin papağanlığını yapmaktan öte gidemez.


         Ve unutmayın;  papağana sahibi ne öğretirse onu tekrarlar başkasını değil…        


         


   Halil KURBETOĞLU


   h.kurbetoglu@gmail.com          




Gönderen : Halil KURBETOĞLU
 













Canlı Sohbet (KERVAN)
Haftanın Portresi
HUKUK KÖŞESİ: Av. Ömer GÖKTAŞ
Medya

(Doviz)
Alış
Satış

Dolar:
1.4994
1.5066
Euro:
1.9241
1.9334
Güncelle